Ana sayfa Bosna Hersek Srebrenitsa Katliamı: Belgrad’dan Bosna’ya Geçiş

Srebrenitsa Katliamı: Belgrad’dan Bosna’ya Geçiş

Srebrenitsa Katliamının 24. yılı anısına Belgrad’dan Bosna’ya yolculuğumuz başlıyor. Gezimizin son bulacağı nokta ise Jahorina olacaktır. Belgrad’dan Bosna’ya bizleri çok zorlu bir seyahat bekliyor. Belgrad‘daki son sabahımıza uyandığımızda, bizi bekleyen uzun ve yorucu bir yol var önümüzde. Planımız güneye yönelip, geldiğimiz yoldan farklı bir rotayı izleyerek dağları aşmak ve Srebrenitsa üzerinden Bosna Hersek topraklarına girerek Jahorina’da konaklayacağımız eve ulaşmak.

Ancak Belgrad’dan Bosna’ya rotalar değişse de Sırbistan yolları değişmiyor. Yine tek şerit yollar, yine köyler ve şehir içlerinde hız sınırları, navigasyonun azizliği nedeniyle iki kere sınır geçmek zorunda kalıyoruz. Pasaport kontrollerinde beklemeler, dağ geçitlerinde molalar derken Srebrenitsa ‘ya giden 170 kilometrelik yolu 4-5 saatte zar zor alabiliyoruz.

Srebrenitsa Katliamı

Srebrenitsa Katliamı

Srebrenitsa Katliamı Nedir?

Srebrenitsa katliamı, 1995-1997 yılları arasında, ayrılıkçı Çetnik hareketi taraftarlarının kurdukları çetelerin yaptığı geniş çaplı bir soykırımın adı.

Çetnik Hareketi Nedir?

Çetnik hareketi, kökeni Osmanlı İmparatorluğu’ndan bağımsızlık kazanılan zamanlara dayanan, en güçlü haline ikinci dünya savaşı zamanında Almanya desteğiyle ulaşmış, Sırbistan’ın krallık günlerine geri dönmesini savunan, bir dizi siyasi gruba verilen genel isimdir.

Dağılma sürecindeki komünist Yugoslavya’nın ağır silah gücünü ve askeri imkanlarını ele geçiren Çetnik gruplar, yıllar içinde toplanarak Sırp ordusunu oluşturdu. Ve bu ordu 1995’de Srebrenitsa ‘yı işgale başlamıştı.

Neden Srebrenitsa?

Birleşmiş milletlerin güvenli bölge ilan ederek, çoğunluğu Hollanda askerlerinden oluşan bir çekiç güç konumlandırması sonrası, Srebrenitsa ’ya Boşnak ve Hırvat nüfus akın etmiş, nüfusun artması ile bölgede toplama kampları kurulmuş, kıtlık ve salgınlar başlamıştı.

Belgrad'dan Bosna'ya Srebrenitsa cenazeleri

Kentteki silahlar güvenlik gerekçesiyle toplanarak, halkın savunmasız bırakılmasını fırsat bilen Sırp devlet başkanı Radovan Karadziç’in emriyle Ratko Miladiç komutasındaki ordu, Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün yetersiz tepkisinden de cesaret alarak, şehirdeki toplama kamplarına tacizlerini artırdı.

Srebrenitsa Katliamı Nasıl Başladı?

Bir gece yarısı gelen emirle, Hollandalı askerlerin Srebrenitsa’yı boşaltması sonucu 25000 mülteci, Sırp ordusunun insafına terk edildi. Bir haftalık süre içinde binlerce Boşnak erkek öldürüldü, sayısız Boşnak kadın işkence ve tecavüze uğradı. Takiben, şehir Sırp kontrolüne geçtiğinde de sistematik katliam devam etti. 1,5 yıl süren savaşın sonunda, üç yüz bini aşkın sivil Boşnak ölmüş ya da kaybolmuştu.

Srebrenitsa ‘dan Tuzla yönüne doğru dağlarda kaçmaya çalışan 12000 kişiden sadece 3000 tanesi Tuzla’ya ulaşabildi. Olaylar sona erdikten sonra yıllar süren yargılamalarla, Sırp yönetici ve komutanlar insanlığa karşı işlenen bu suçlardan ağır cezalar aldılar. Fakat ikinci dünya savaşından beri yaşanmış bu en büyük katliamın yaraları, hala insanlık tarihinin en vicdansız suçlarından biri olarak kanamaya devam ediyor.

Belgrad'dan Srebrenitsa'ya

Tek Suçları Vardı Müslüman Olmak!

Belgrad’dan Bosna’ya geçip Srebrenitsa ‘ya indiğimizde, yaşanılmış acıklı tarih, sekiz binden fazla kişinin ormanlardaki toplu mezarlardan “kurtarılmış” kemiklerinin taşınıp gömüldüğü anıt mezarlık, zamanında toplama kampı olarak kullanılmış, şimdilerde ise müze olan eski akü fabrikasının beyaz badanalı duvarları, toplanıp, birleşip üzerimize çöküyor.

Anıt mezarlıkta, başım önümde gezinirken, garip bir manasızlık hissi, boğazda düğümlenen öfkeyle karışık kabullenememezlik ve adını hala koyamadığım bir boşluk kaplıyor içimi… En çok da o boşluk hissi yakıyor canımı… Yolumuz üzerinde rastladığımız, dağ başındaki üç beş haneli köylerde bile şehitliklerin, anıt mezarların olmasını kabullenemiyorum. Ne bir maddi değeri ne jeopolitik önemi olan küçük tarımsal arazilerde meyve sebze yetiştiren çiftçilerin, sırf soyu ve dini farklı diye öldürülmelerini idrak etmeyi reddediyor beynim… İnsanın, insanlığa dair umutlarını yerle bir ediyor bu coğrafya… Srebrenitsa…

Srebrenitsa Hren Aleksandar Rudolf

Pelerinsiz Kahraman: Hren Aleksandar Rudolf

Bir ara kafamı kaldırınca, Hren Aleksandar Rudolf‘un, tüm taşlardan ayrı şekilli, tepesinde haç olan mezar taşına ilişiyor gözlerim. Telefona uzanıp, ismini aratıyorum ve okudukça az önce içimde oluşan o anlamlandıramadığım boşluk hissi, garip -ve yine anlamsız- bir huzura dönüşüyor.

Kabında aşını, düğünde sevincini, hastalıkta hüznünü paylaştığı komşuları için ayakta duran, ucunda ölüm olduğunu bile bile zalime zalim diyen bu pelerinsiz kahramanın hikayesiyle, az önce insanlığa dair kaybettiğim umutlarım Srebrenitsa ‘da yeniden yeşeriyor.

Evet, biz hala varız! Erkeği, kadını, Müslüman’ı, Hristiyan’ı, dinsizi, şu ya da bu ırktan geleni ve her rengi, her çeşidi ile, iyi insanlarız biz… Ve emin olun ki, çoğunluktayız. İnsanın duygu dünyasını da yerle bir ediyor bu coğrafya…

Son birkaç günün yorgunluğuna Srebrenitsa ‘nın bu duygu yoğunluğunu da ekleyip, yolumuza koyuluyoruz. Dağların arasında kaybolan güneş kâh sağımızda kâh önümüzde seyrederken, ortalık kararmaya yakın Jahorina’ya varıyor ve evimize yerleşiyoruz.

Srebrenitsa üzerinden Belgrad’dan Bosna’ya olan yolculuğumuz hüzün ve heyecanı bir arada yaşatan yoğunluğu ile sona eriyor.


Bizi takip edin! | Follow us!

Anadolu’dan ve Dünya’dan lezzet notlarımızı paylaştığımız instagram.com/gurmexcom ve facebook.com/gurmex sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip edebilirsiniz.


Gurmex'i instagramda takip edin
Önceki makaleVeli Dede Bozcaada
Sonraki makaleBozcaada’da gidilecek en iyi 15 mekan
Şöyle irice bir kazan alalım. İçine; otuz küsur anne işi yaş günü pastası, yayıkta çalkalanmış babaanne tereyağı, babadan karne hediyeliği döner rayihası ekleyip, Karabük'ün yüksek ısılı demir fırınlarında yavaşça karıştıralım. Kulak memesi kıvamına gelince, ortaokul edebiyat öğretmeninden imla kılavuzu, yatılı okul günlerinden ev yemeği hasreti ekleyelim. Üniversitenin tuzu biberi olsun diye, İzmit körfezine deneysel “portakallı tavuk” girişimleri (öğrenci evinde ördek vardı da, biz mi yemedik?) serpelim biraz. İki taşım asistanlık yapmak üzere İstanbul ateşinde kaynatalım bu karışımı. Zaman zaman lezzet katsın diye, birer tutam dalış, motor, koşu, fotoğraf, trekking, hiking, medikal arama kurtarma, dağcılık, tiyatro, bisiklet, amatör radyoculuk falan katalım. Terbiyesi için, neredeyse tüm Anadolu'yu gezdirelim ki; Antep’ten İzmir’e, Kars’tan Rize’ye, her mutfaktan biraz koku sinsin üzerine. Buralar tadılıp sindirildikçe, “oralar” merak edilmez mi hiç? Dünya haritasının da üzerine çizikler atalım fırsat buldukça. Tarifim şimdilik böyle.. Halen İstanbul'da Göztepe civarlarında pişmeye devam ediyorum. Bir yandan doktorluk yapıyor, bir yandan da yediğimi, içtiğimi, gezip gördüğümü yazıyorum bu aralar. Bakalım, beğenecek misiniz elimden çıkanları?

DÜŞÜNCELERİNİZİ BİZİMLE PAYLAŞIN, YORUM YAZIN!

Please enter your comment!
Please enter your name here